28 Şubat Hatırlatması… İzleyin, paylaşın!

 

 

Full

Advertisements

ÇOK YİYEN 6 BELA İLE KARŞILAŞIR

Tefekkür, ibret ve hikmet; açlık ve hüzün hâlinde daha kolay elde edilir. Zira mide fazla dolunca, tefekkür âdeta uyuşur, gönlün hassâsiyet ve rikkati körelir.  Ebû Süleyman Dârânî (r.a.) çok yiyenin kaşılaşacağı altı belayı ise şöyle açıklıyor. 

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur:

“Açlık, bulut gibidir. Kişi az yemeye riâyet edince, kalbi hikmet yağmurları yağdırmaya başlar.” [1]

Tefekkür, ibret ve hikmet; açlık ve hüzün hâlinde daha kolay elde edilir. Zira mide fazla dolunca, tefekkür âdeta uyuşur, gönlün hassâsiyet ve rikkati körelir.

Şu hâdise, açlık veya tokluğun gönüldeki tesirini îzah bakımından ne kadar hikmetlidir:

Mısır’da şiddetli kıtlığın yaşandığı günlerde, Yûsuf -aleyhisselam-’a sordular:

“–Sen, devletin hazinelerine hükmeden bir idarecisin. Neden kendini aç bırakıyorsun?”

O ise şu ibretli cevabı verdi:

“–Karnım tok olursa, açların hâlini anlayamam diye korkuyorum!”

ÇOK YİYENİN KARŞILAŞACAĞI ALTI BELA

Yine çok yemenin kalp âlemi üzerindeki tesirine dâir, Ebû Süleyman Dârânî  -rahmetullahi aleyh- der ki:

“Her nesnenin pası vardır. Gönlün pası da çok yemektir. Kim çok yerse altı belâ ile karşılaşır:

1) Kıldığı namazın tadını bulamaz.

2) Unutkan olur.

3) Şefkat ve merhameti azalır. Zira kendisi tok olunca, herkesi tok zanneder.

4) Tâat kılma hususunda tembellik gelir.

5) Şehveti gâlip olur.

6) Müslümanlar mescide varırken o ise helâya gider.”[2]

Her hususta en büyük örnek şahsiyetimiz olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve ashâbı da, acıkmadan yemez, yediklerinde de karınlarını tamamen doyurmazlardı. Boğazlarından geçen lokmaların zikrini duyacak derecede yüksek bir gönül feyzi içinde yaşarlardı.

MİDENİN ÜÇTE BİRİNİ YEMEĞE AYIR

Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“…Şayet bir kimsenin mutlaka çok yemesi gerekiyorsa, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırsın!” buyururdu. (Tirmizî, Zühd, 47)

Hazret-i Âişe -radıyallahu anha- Vâlidemizʼin ifadesiyle:

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in aile efrâdı, Medîne’ye geldiği günden vefat ettiği âna kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.” (Müslim, Zühd, 20)

Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Medîneʼde -dilese- en müreffeh hayatı yaşayabilirdi. Zira ganimetlerin beşte biri Allâhʼın emriyle Peygamber Efendimizʼe tahsis edilmişti. Ayrıca kendisine nice hediyeler de gelirdi.

Lâkin Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, hiçbir mecburiyeti olmadığı hâlde, gelen bu ganimet ve hediyeleri hemen Ashâb-ı Suffeʼye ve muhtaçlara infâk eder, ondan ancak kifâyet miktarını evine ayırırdı. Hattâ evine ayırdığını da, daha sonra gelen bir başka fakire infâk ettiği olurdu. Yüksek mesʼûliyet ve merhameti sebebiyle, ümmeti aç ve muhtaçken kendisi huzur bulamazdı.

Yine Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- zaman zaman “savm-ı visâl” tutardı. İftar etmeden birkaç gün peş peşe tutulan bu oruç, sadece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizʼe mahsustu. Ümmetini ise -güç yetiremeyecekleri için- bundan men ederdi.

Az yemenin ve oruç tutmanın, nefsâniyeti bertaraf etme ve rûhâniyeti inkişâf ettirmedeki tesiri sebebiyledir ki, peygamberler de, nübüvvetin rûhâniyetine oruçla hazırlanmışlardır. Rûhî inkişâfın zirvesine ulaştıklarında âdeta insanlık âleminden uzaklaşmış ve kendilerinde melekî vasıflar tecellî edince, kalpleri ve dimağları, ilâhî vahye mazhariyetle şereflenmiştir.

Nitekim Hazret-i Mûsâ -aleyhisselam- Cenâb-ı Hakʼla mükâlemeden evvel, kırk gün “savm-ı visâl” yani iftarsız oruç tutmuştur. Hazret-i Îsâ -aleyhisselam- da, İncilʼden ilk kelâmı duyuncaya kadar, kırk gün oruç tutmuştur.

[1] Attâr, Tezkire, s. 198; Hânî, Hadâik, s. 319.

[2] Tezkiretüʼl-Evliyâ, s. 89-90, Erkam Yayınları, İstanbul, 1984.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Bâyezîd-i Bistâmî, Erkam Yayınları

 

source

Evlilikte bereket arayışı

Prof. Dr. Serdar Demirel

923265_546716425380676_1449696204_n

Hz. Ebu Hureyre’nin (ra) naklettiği bir hadiste şöyle diyor: “Resûlullah (sas), evlenen bir kimseyi şöyle tebrik ederdi: “Allah sana (evliliği) bereketli kılsın, üzerine bereket indirsin, ikinizin arasını hayırda birleştirsin.” (Ebu Davud: 2/241, hn. 2130; Tirmizi: 3/400, hn. 1091; Müsnedi Ahmed: 2/381, hn. 8943)

Nedenini hiç düşündük mü acaba, Hz. Resûlullah (sas) hayatın kritik aşamalarından birini idrak eden kardeşlerine çok özlü bir duada bulunuyor ve kısacık o cümlede iki kere Allah’tan (c.c) evlenen çiftlere bereket vermesini istiyor. Ümmetine de böyle dua etmesini öğretiyor..

Bereket; artma, ziyade, sürur mânalarına gelir. Hz. İbni Abbas bereketin hayırların tümünde bolluk anlamına geldiğini söyler. Denebilir ki bereket; Allah’ın insanın sahip olduklarını keyfiyet ve kemiyet olarak onun görmediği yollarla artırmasıdır. Bu maddî olduğu gibi mânevî de olabilmektedir.

Bereket; verilen nimetin sâbit ve dâim kılınması, bolluk ve onun devamı anlamına da gelmektedir. Bir şeyin bereketlenmesi ilâhî hayırların onda sâbit hâle gelmesidir. “Mübarek” kelimesi de bereket sözcüğünden türemiştir.

Hz. Peygamber’in (sas) hayatını inceleyenler O’nun hayatı kendisiyle örgülediği merkezî kavramlarının olduğunu görürler. Bunlardan birisi de bereket kavramıdır. O, dua ederken, selam verirken ve alırken, yemek ve içmede, pazara gelen yılın ilk turfanda meyve ve sebzeleri için, ticaretinde hep bereket duasında bulunurdu.

Sadaka verirken bile bereket umut ederdi. Bugün insanlar sadaka verirken mallarının eksileceği endişesi yaşarlar. O ise, sadakayla malın artacağını öğretiyordu ashabına. Matematiksel olarak azaldığı kabul edilen malın bizim görmediğimiz yollarla fiilen artacağını haber veren bir peygamberden bahsediyoruz.

Kur’an-ı Kerim’de bereket ve bereketten türeyen kelimeler 32 kez geçmekle sık tekrarlanan kelimeler arasında yer almaktadır.

“Eğer o ülkelerin ahalisi iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bereketler açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik/cezaya çarptırdık. (A’râf: 96)

Bu âyeti celile bereketin beşer hayatındaki bolluğunu Allah’ın rızasıyla, yokluğunu da O’nun hoşnutsuzluğuyla açıklamaktadır. Bu yüzden diyebiliriz ki; insan hayatında bereketi azaltan en büyük etmen günahların yaygınlaşmasıdır.

Modern insan günahı sıradanlaştırdıkça bereket de o kadar hayattan azalmaktadır. Müslüman hayatın şifa bulması için günahlardan uzaklaşıp itaat eksenli bereket arayışına girmek gerekir.

Bereket kökünden gelen “tebâreke” Allah’ın (c.c) sıfatı olarak Kur’an’da yer almaktadır. (Bknz. Furkan: 1-10-61, Zuhruf: 85, Mulk:1, Mu’minun: 14, Gâfir: 64)

el-İsfehânî, tebâreke vasfının Allah’a izâfesi, diğer âyetlerde zikredilen bereketin kaynağının Allah olduğunu vurgulamak içindir, der. (el-Mufredât fî Garîbi’l Kur’ân, s. 44)

Yani bereketin kaynağı Allah Teâla ve Tebâreke’dir. Onu, insan hayatına koyduğu ilâhî bir yasa çerçevesinde bahşeder. İnsan, Allah’a itaatle maddi ve manevi sahip olduklarını çoğaltır. Huzur arayışında olan insan aslında buraya bakmak durumundadır.

Önemli gördüğüm bir hadisle konuyu bitireceğim. Hz. Rasulullah (sas) câhiliye devrinde olduğu üzere bereket isminin insanlara verilmesini yasaklamıştı. Ebu Dâvud’un naklettiği bir rivâyet bunun sebebini şöyle açıklar: “…Zira kişi “Bereket” burada mı?” diye sorar da “Hayır yok!” diye cevap verirler.” (Ebu Dâvud: 4/290 hn. 4960, Müslim: 3/1686 hn. 2138)

Buradan da anlıyoruz ki, bereket insana işaret eden bir isim de olsa, “Bereket burada yoktur” cümlesine dahi tahammül etmemektedir Hz. Peygamber (sas).

ABD’nin lider krizi – Prof. Dr. Serdar Demirel

demirelDünya haber kanalları ABD başkanlık seçimini sabaha kadar sanki seçim kendi ülkelerinde yapılıyor gibi verdiler. Bunu ABD’nin hem muhalifi hem de müttefiki ülkelerde görebilirdiniz. Zira ABD’nin siyasi ve iktisadî seyri bütün dünya ülkelerini yakından ilgilendirmektedir. İpi Trump’ın göğüslemesiyle de bütün dünya Donald Trump’ı konuşmaya başladı..

Durum Türkiye’de de aynıydı. ABD’yi bilen ve bilmeyen gazeteciler sabaha kadar yorumlar yaptılar. Clinton seçilirse Türkiye-ABD ilişkilerinde ABD’nin Irak Şiî yönetimi, PKK ve FETÖ’ye desteği yüzünden ipler iyice gerilecek deniliyordu. Trump ise tam bir muamma…
Clinton’a umut bağlayanlar hüzne boğuldu. Trump kazansın isteyenler de gelecekten tam emin olmamakla beraber Clinton’dan daha kötü olmayacağına inandıkları için bunu iyi bir gelişme olarak gördüler, başta da Rusya.

Devletler uluslararası siyasetlerinde çıkar temelli davranırlar. Bu sebeple bugünün muhalifi yarının müttefiki yahut aksi sıklıkla rastlanan bir realitedir. Dolayısıyla ABD ve Türkiye ilişkilerinde de kartlar yeniden karılabilir.

Seçim sonuçları ABD Müslümanlarını ve siyahları üzdü. Filistin halkı da üzgün. Zira Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağı sözünü vermiş durumda. Bu bir seçim propagandası olarak mı kalır yoksa hayata geçirilmeye mi çalışılır, henüz belli değil.
Bu yüzden HAMAS Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal, Dünya Müslüman Alimler Birliği himayesinde düzenlenen “11. Uluslararası Kudüs Gençlik Buluşması”na video konferansla bağlanarak Trump’ı uyardı.

“Yeni seçilen Amerika Başkanı Trump’a mesajımız var; siz Kudüs ve Filistin davasını göz ardı edip İsrail’e yeşil ışık yakarak bölgede barışı inşa edeceğinizi düşünüyorsanız, hayal görüyorsunuz. Bu konuda dış ilişkinizi gözden geçirin. İsrail her zaman size yük olacak. İsrail bu tutumuyla dünya barışına engel olacaktır. Barış ancak İsrail’in bölgedeki oyunlarını, tuzaklarını durdurmakla olabilir. Kudüs için yapılan her eylem, program çok önemli… Kudüs en önemli davamız olmaya devam ediyor. Filistin ve Kudüs işgalden kurtuluncaya kadar mücadelemiz devam edecek.”

Küresel bir imparatorluk olan ABD’nin yeni başkanı seçim sürecinde Türkiye’nin hoşuna gidecek sözler söylemiş olsa da İsrail, Rusya ve İran’ın da hoşuna gidecek vaatlerde de bulundu. İhtiyatla yaklaşmak evladır. Obama’nın geride bıraktığı hayâl kırıklığı tekerrür etmesin sonra.
Obama seçildiğinde Müslüman dünya Bush döneminin yıkıcı politikalarının biteceğinden dolayı müthiş umuda kapılmıştı. Biz, o dönem yazılarımızda Obama’nın aslında çaresiz, derisi siyah zihin kodları beyaz birisi olduğunu, azınlık psikolojisiyle kendisini efendilere karşı isbat sadedinde davranacağını ve bu yüzden de hep taviz vereceğini söylemiştik.
Bazı okurlar, isminde “Hüseyin” olan birisini eleştirdiğimiz için bizi eleştirmişlerdi. Ama dağ fare doğurdu, Obama silik bir başkan olarak, lider demiyorum çünkü lider olamadı, tarihteki yerini aldı. Sadece dış politikada başarısız olmadı, iç politikada da başarısız olduğu için seçmen yönünü Trump’a çevirdi.

Trump’ın zaferi, büyük bir imparatorluğun duraklama dönemine girdiğini gösteriyor. İkinci Bush dönemindeki yanlış politikaların sonucu olarak Obama gâyet pasif bir siyaset izledi. Gelinen noktada ABD’nin kafası karışık, biraz korkuya kapılmış havası veriyor. Trump döneminde ise ne yapacağını kestirmek zor.

Süper güç güçlü lider çıkartamıyor. Lider krizi ise yaşanılan duraklama dönemini en iyi anlatan göstergelerden. Koca imaparotluk Trump ve Clinton parantezlerine sıkıştı ve sonunda Trump’ta karar kıldı. Şimdi tüm dünya bekle-gör politikası izliyor. Bence olumlu yorumlara itibar etmek yerine tedbirler almaya öncelik vermek gerek.

 

When I pass away

14263984_1796706180574338_5145284408627044146_n

“When I pass away from this world, put one of my hands outside of my coffin, so that people can see that the ruler of this world (Padishah), Suleyman, has too, left this world empty handed.”

– Kanunî Sultan Süleyman – Passed away on September 7th, 1566.

“Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmiştir.”

– Kanunî Sultan Süleyman – 7 Eylül, 1566 tarihinde vefat etmiştir, Allah rahmet eylesin.

“عندما أترك هذا العالم ، ضعوا يدي خارج التابوت، بحيث يرى الناس أن حاكم هذا العالم ( العاهل ) ، سليمان ، أيضا ، غادر هذا العالم خالي اليدين . “
السلطان سليمان القانوني – وافته المنية في 7 أيلول 1566

Up ↑