KURBAN HAKKINDA – Ebubekir Sifil Hoca

1. Kurban olarak kesilen hayvanların etlerinin ve kanlarının değil, mü’minlerin takvasının Allaha Teala’ya ulaşacağını bildiren 22/el-Hacc, 37 ayetinden hareketle kurbanın ehemmiyetini azaltmaya çalışmak, söylemediği bir şeyi Kur’an’a söyletmek olur. Hatta o ayette takvanın kurbana mukarin olarak zikredilmiş olması, şuurla yerine getirilen kurban kesme ibadetinin de tıpkı diğer ibadetler gibi kişinin takaya ermesine katkıda bulunduğunu söylememize imkân vermektedir.

2. 108/el-Kevser, 2 ayetinde geçen “ve’nhar” emri, Selef döneminden itibaren farklı şekillerde tefsir edilmiştir. Bir kısım müfessirler bu emrin “kurban kes” veya “kurbanı sadece Allah için kes”, diğer bir kısmı, “namazda iftitah tekbiri alırken ellerini göğüs/boyun/yüz hizasına kadar kaldır”, bazıları da “namazda sağ elini sol elinin üzerine göğüs hizasında bağla” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bütün bu tefsir tarzlarını, “nahr” kelimesinin, boynun göğüsle bitişen yerini anlatmak üzere kullanılmasına dayanır.

3. el-Kevser suresinin Mekkî olduğu, buna mukabil Efendimiz (s.a.v)’in, Medine’de (hicretin 2. yılından itibaren) kurban kesmeye başladığı söylenerek, bir önceki maddede üzerinde durulan “ve’nhar” emrinin “kurban kes” anlamına geldiğini söylemenin mümkün olmadığı görüşünü benimseyenlere, Elmlılı merhumun istidlalini gözden geçirmeleri tavsiye olunur.

4. Söz konusu surenin Medenî olduğunu söyleyenlerin delilleri daha kuvvetlidir. Müslim[1], en-Nesâî[2], İbn Ebî Şeybe[3], Ahmed b. Hanbel[4] ve daha başkaları tarafından rivayet edilen bir hadiste Efendimiz (s.a.v) Mescid’de bir süre hafif bir şekilde uyuduktan sonra tebessüm ederek uyanmış, tebessümünün sebebinin sorulması üzerine kendisine az önce bir sure nazil olduğunu söyleyerek el-Kevser suresini okumuştur.

5. Surenin son ayetinin nüzul sebebini anlatan rivayetlerin hemen tamamı, Mekke döneminde Efendimiz (s.a.v)’i “nesli kesik” olmakla itham eden el-Âs b. Vâil, Ka’b b. Eşref, Ukbe b. E bî Mu’ayt veya onların da içinde bulunduğu bir grup Kureyşliye gönderme yapıldığını anlatmaktadır. Buradan hareketle surenin tamamının Mekkî olması gerektiğini, Efendimiz (s.a.v) de Medine’de kurban kestiğine göre, surede geçen “ve’nhar” emrinin “kurban kes” anlamına gelemeyeceğini, dolayısıyla müfessirlerin bu kelimeye “kurban kes” anlamını vermesinin büyük bir gaflet olduğunu söyleyenler vardır.

Öncelikle belirtelim ki, kelimenin “kurban”la ilgili anlamı hakiki, diğerleri mecazîdir. Dolayısıyla herhangi bir delil olmadan hakikatten mecaza dönmek doğru değildir. Nüzul sebebi ile ilgili rivayetler ve Efendimiz (s.a.v)’in Medine’de kurban kesmeye başlaması, Mekke döneminde hiç kurban kesmediği anlamına gelmez. Surenin evvelinde Efendimiz (s.a.v)’e “Kevser”in verildiği belirtildikten sonra, sebebiyet ifade eden “fe” harfiyle başlayan cümlede “namaz” ve “kurban” emri verilmektedir. Yani bu iki hususu, kendisine Kevser verilmesi dolayısıyla bir şükran-ı ni’met olarak yerine getirmesi Efendimiz (s.a.v)’den istenmektedir. O’nun da bilahare Bayram namazı olarak kılınacak olan Kuşluk namazı ve şükür kurbanı ile bu emri yerine getirdiğini söylemenin bir manisi yoktur.

6. Buradaki “kurban kes” emrinin Hz. Hüseyin (r.a)’in şehadetine işaret olduğu, ancak metne işkence ederek söylenebilir. Böyle bir yorumun ne makul, ne de menkul bir dayanağı, ne Sünnî, ne de Şii tefsirlerden bir tutamağı vardır.


[1] “Salât”, 53.

[2] “İftitâh”, 21;

[3] el-Musannef, VII, 412.

[4] el-Müsned, III, 102.

Advertisements

Comments are closed.

Up ↑

%d bloggers like this: